Maya Ict Blog | BT Altyapılarını Bekleyen Değişimler

Günümüz veri merkezi altyapıları için dönüşüm zamanı yaklaşıyor. Global trendler ve 2016 yılının gözde startup markaları göz önüne alındığında bu dönüşümün düşünülenden daha yakın olacağını söyleyebilirim. Bahsettiğim dönüşüm hyperconvergent altyapı sistemleri ve Software Defined Everything konseptleri ile özetlenebilir.

Günümüz veri merkezleri hem Türkiye’de hem de yurtdışındaki birçok örneğinde olduğu gibi halen ezici bir ağırlıkla konvansiyonel sunucu ve veri depolama sistemlerini bünyesinde barındırıyor. Geçtiğimiz son iki yıl içerisinde dikkat çekici alternatifler olarak ortaya çıkan Simplivity ve Nutanix gibi ‘hyperconvergency’ çözümleri bir çok firmada altyapıdan sorumlu IT profesyonellerinin radarına girmeyi başardı. Bu dönüşümün öncü işaretleri olarak not edilebilirse de gereken teknoloji değişiminin riskleri, yüksek yatırım maliyetleri ve eğitim masrafları sebebiyle bir çok organizasyonun ‘güvenli liman’ olarak gördükleri konvansiyonel sistemlerinden vazgeçmeleri için gerekli itici gücü sağlayamadı. 2015 yılı son çeyreğinde EMC gibi büyük oyuncuların ScaleIO gibi yazılım çözümlerini lanse etmesiyle birlikte 2016 yılı içerisinde bu değişimin önündeki direncin daha hızlı bir şekilde kırılacağını düşünüyorum. Bu sene içerisinde yeni satınalma ya da birleşme haberleri alabilir ve toplam altyapı pazarında ‘hyperconvergent’ altyapıların beklenenin üzerinde bir pazar payına ulaştığını görebiliriz.

Bu gibi dönüşümlere öncelikle Telekominşkasyon ve Finans sektörünün dev oyuncuları öncülük eder. Konvansiyonel veri depolama sistemlerinin sınırlarını zorlayan bu gibi işletmeler Software Define Storage çözümleri ile yatayda çok daha esnek ve işletme maliyeti çok daha düşük bir sisteme geçiş için daha kolay yatırım kararı alacaklardır. Bu dönüşümün sonrasında sektördeki diğer firmalar da benzer yapıları kurma konusunda daha da cesaretlenecek ve özellikle donanımdan bağımsız olarak sahip olunabilen yazılım çözümlerine ilgi artacaktır.

Sunucu üzerindeki disklerin konsolide edilerek enterprise seviyede veri depolama birimi özellikleri sunabilen SDS çözümleri düşük maliyetlerle sahip olunabilecek SSD disk ortamları ve yüksek kapasiteli SAS diskler ile çok daha büyük kapasiteli ve yüksek performanslı altyapılar kurulmasına olanak sağlamaktadır. Böylelikle daha esnek, cloud servisleriyle entegre çalışabilen ve kendi içinde felaket kurtarma çözümlerini de barındıran bir altyapı ile çok daha kompakt sistemler elde edilecektir.

Cloud servisleri ilk lanse edildiklerinde bir çok IT profesyonelinde tüm kurumsal verinin bir şekilde cloud servislerine kaymak zorunda olacağı düşüncesi oluşmuştu. Bu düşünceye her zaman mesafeli yaklaştığımı söylemeliyim. Cloud servislerinin IT altyapılarının hayatında her zaman var olacağı düşüncesine katılmakla birlikte kurumsal verinin tamamının bu ortamlara aktarılması düşüncesinin güvenlik, erişilebilirlik, maliyet ve performans kriterleri göz önüne alındığında biraz fazla iyimser bir yaklaşım olduğunu söylemeliyim. Olası veri kayıpları, siber saldırılar ya da altyapı sorunları karşısında firmaların hukuki olarak ne kadar korunabilecekleri de apayrı bir tartışma konusu olarak beklemektedir. Bugüne ve incelediğim 2016 projeksiyonlarına bakarak cloud servis sağlayıcılarının da bu fikre eskisi kadar sıkı sarılmadığını söyleyebilirim. Şu anda birçok analistin hemfikir olduğu gibi orta ve büyük ölçekli işletmelerin bir çoğu için hybrid-cloud çözümleri kullanımı en rasyonel çözüm olarak öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım da bir çok veri merkezi için cloud çözümlerine entegre olabilecek altyapılar kurma konusunda bir çok yöneticiyi karar almaya itecektir.

Son yıllarda as-a-service modeli ile geliştirilen bir çok hizmetle tanıştık. 2016 yılında kurumsal firmalar için özellikle backup-as-a-service ve Disaster Recovery-as-a-service modellerinin ön plana çıkacağını düşünüyorum. Özellikle bu konuda çözümleri bulunan büyük yazılım firmalarının as-a-service modeline uygun lisanslama modelleri geliştirmiş olması süreci daha da hızlandıracaktır. Kurumsal firmaların büyük çoğunluğu ya sektörel regulasyonlardan ötürü ya da kurumsal güvenlik politikalarından ötürü yedekleme verilerini kurum dışında bir yerde saklıyorlar. Bu operasyonlar büyük ölçüde teyp kartuşlarının ya da taşınabilir disk yapılarının rotasyonu gibi konvansiyonel yöntemlerle ya da uzak bir şubede oluşturulan felaket kurtarma noktalarına replikasyonlar yapılarak sağlanmakta. Her iki alternatif de firmalar için yönetilmesi zor ve maliyetli birer ek yük olmakla birlikte gerçek bir felaket durumunda ne kadar efektif olacağı belirsiz çözümler. Bu sistemlerin Cloud ortamına veri göndermesi ya da as-a-service yöntemi ile çözümün tamamının bir servis olarak alınması gibi stratejilerle yenileneceğini düşünüyorum. Bir çok yönden firmaları büyük bir iş yükünden kurtaracak ve daha sağlıklı bir felaket kurtarma operasyonuna kavuşturacaktır. Bu yöntemlerdeki en önemli hassasiyet verilerin güvenliği merkezi yönetim özelliklerinin geliştirilmesi olacaktır ki günümüzde yaygın olarak kullanılan MPLS VPN çözümleri, yedekleme yazılımlarının sahip olduğu encrypion özellikleri ve multi-tenancy opsiyonları göz önüne alındığında bu sorunların kolaylıkla aşılabileceğini söyleyebilirim.

Hybrid yapıların ağırlıkla kullanılmaya başlanması aynı zamanda karasal hatların verimliliğinin de daha fazla sorgulanmasına yol açacaktır. Burada genellikle hatların bant genişliklerine odaklanılması çok daha hayati olan hat verimliliğinin gözden kaçmasına sebep olmaktadır. Yüksek bant genişlikleri veri transfer süresini bir yere kadar arttırabilir fakat WAN optimizasyon teknolojileri hat üzerinden geçen trafiği büyük oranlarda optimize ederek transfer sürelerini %90’lara varan oranlarda dramatik olarak düşürebilmektedir. Bu özellik sadece felaket kurtarma ve yedekleme verisinin replike edilmesi gibi büyük veri transferlerini çok ciddi oranda mümkün kılmakla kalmaz aynı zamanda olası bir felaket durumundan geri dönüş için de güncel verinin geri getirilmesinde de firmalar için hayat kurtarıcı rol üstlenebilirler. WAN optimizasyon çözümlerinin son dönemde uzak ofis ya da mobil cihazlardan şirket verisine (Dosya paylaşım servisleri ya da kurumsal uygulamalar yolu ile) erişim performanslarını da büyük ölçüde arttırdığı da görülmektedir. Özellikle TCP optimizasyonları ile mobil kullanıcılar ve şubelerdeki kullanıcıların merkez ofisteki kullanıcılarla aynı kullanıcı deneyimi yaşamaları firmaların kurumsal veriyi merkezileştirmeleri önündeki engelleri de kaldırmıştır. Bu teknolojilerin günümüz datacenter çözümlerindeki yaygınlığı her geçen yıl daha da artmaktadır.

Bu projeksiyonlarımın hepsine mühendislik eğitiminin bir gereği olarak hata faktörünün dahil olduğunu söylemeliyim. Kesin olarak bildiğim tek şey değişimin kaçınılmak olduğudur. Yaşadığımız son 10 yıllık dönem bize değişimin ne kadar hızlı gerçekleşebileceğini defalarca gösterdi. Yıllardır kurulum, destek ve danışmanlık hizmetleri ürettiğimiz IT altyapı sistemleri için de kesin olan tek şey kaçınılmaz olan değişimin çok yaklaştığıdır…